Turkish

Tenteden ensene düşen yağmur damlasını kıskanıyordum

Devrilen saksı,
bir şey olmamış gibi
bir kedi— ses yok

1- Brahma yaşamdır, Brahma Ka’dır, Brahma Kha’dır.

2- Sonra o dedi ki Brahma’nın yaşam olmasını anladım da Ka ve Kha’yı anlamadım.

3- Onlar dediler ki Ka(Keyif) ile Kha(Boş Olma) aynı şeydir. Ka ile Kha aynıdır.

4- Böylece ona yaşam ve boşluğu açıkladılar.

Saçını topuz yapmıştın, pazardan bir kasa kestane aldın,
tenteden ensene düşen yağmur damlasını kıskanıyordum.

Yatılı misafir ya da korkunun evirdiği tutku

Adam çişi gelince kalktı kadın susamıştı
Holde karşılaştılar, tek kelime konuşmadan
öpüşmeye başladılar. Göğsünü kavradı adam.
Kulağı öpülünce başını geri attı ve elektrik
düğmesine dokundu kadın. Işık yanınca korkuyla ayrıldılar,
ve gülmeye başladılar. Döndüler,
daha soğumamış yataklarında eşlerine sarıldılar

Çoraplarını çıkardı ayaklarımı ovsana dedi

O akşam çok güldük.
Birlikte bakla ayıkladık, fava yaptık
susam rakısı içerken
yaratıcı yıkım ve düzeltici savaş kavramlarının
Newton'un eylemsizlik ilkesinden
esinlendiği tezini tartıştık.
Çoraplarını çıkardı, ayaklarımı ovsana dedi,
ilk kez o zaman gördüm
sol ayağının altındaki kızıl akrep dövmesini.

Kucağında uyuyan melek

Bir eliyle sayfaları çevirirken
öbür eliyle okşuyordu
kucağında uyuyan meleğin terli memelerini.
Bir şey söylemek istedi. Söyleyemedi.
Sıcak, tahta kurtları gibi kemiriyordu
kelimelerini.

Dünyadayız, dil de dünyada, ne güzel herkes burda

1- Sabah bir musluk gibi tıslıyor.

2- Anlattıklarında boşluklar var diyorsun, diyorum rüzgâr,
uyandı omzundaki şal, düğüm mü, delik mi danteli oluşturan?

3- Bir atmaca gölgesi gölgene çarpıyor, sen de atmaca da farkında değilsiniz bunun,

4- Bana gelince daha çok bir tabure olarak düşünmeyi seviyorum kendimi.

5- Öyküsü olan şeyler yazdım, öykülerini anlatmadan.

6- Dünyadayız, dil de dünyada, ne güzel herkes burda.

7- Saçlarımı çözüp tarasan ölü arılar dökülecek üstümüze başımıza

Perdeyle camın arasına sıkışmış bir at sineği gibi vızıldıyor gerçeklik

1- Güz öğlesi, tek çığlık atmadan bir karga geçiyor.

2- Bir çay daha dökeyim mi? der gibi
senin gibi yazabilmek için her şeyimi verirdim diyorum.

3- Otlar uzuyor, taş aşınıyor,
tanecikler şeylerin çekirdeklerinin etrafında sonsuz hızla dönüyor.

4- Her şey çok yavaş ya da çok hızlı oluyor.

5- Bu yüzden sanki hiçbir şey olmuyor.

6- Ben, her şeyimi verdim diyorsun.

7- Perdeyle camın arasında sıkışmış bir at sineği gibi vızıldıyor gerçeklik.

Gazmaskesi, deniz gözlüğü, talcid ve süt

O sabah erken uyanmıştın.
Gazeteleri okumadan,
cep telefonuna dokunmadan,
alışılmadık bir neşeyle yürüyüşe çıkmıştın.

Sıcak ekmek, tereyağ, sucuklu yumurta ve çay.
Öğle uykusundan önce
geceden dağınık yatakta aşk.

Herşey sade,
herşey asude,
herşey zihninde
olması gerektiği gibiydi tam da,
balkon demirine konan
o martı gözlerini dikip sana hǣrrrǩĥ! diyene kadar.

Bir dünya şiir yazdın o günden sonra.
Üç kitap çıkardın, yavaşladın.
Ondört dize daha var aklında, yazılmamış
ama hâlâ bilemiyorsun
o sözcüğü nereye koyacağını:

hǣrrrǩĥ! seni sevdiğimi daha sık söylemeliyim, duyman önemli değil.

hǣrrrǩĥ! okumadan sildim sisten gelen SMS’i, sen de sil.

hǣrrrǩĥ! uyuyamıyorsan bir şairin rüyasında uyanıksın demektir.

hǣrrrǩĥ! yaz geldi, çakal çelebinin yazı, işte buna içilir.

hǣrrrǩĥ! böcek gibi biber gazı sıkıyorlar Gezi’de bize.

hǣrrrǩĥ! gök yağmuru öngörür ya da sezer, her nasılsa önceden bilir, bunlar
sorulmaz yaza.
hǣrrrǩĥ! sabaha karşı gelen bir telefon gibiydin, yetişemedim ben sana.

hǣrrrǩĥ! dişlenmiş bir kurşun kalem unutmuştun masamda, ucu kırılmış,
korkuyorum açmaya.
hǣrrrǩĥ! arkamdan bağırdın, yağmur tutundu bu sese, damlalar düşmüyor bana
doğru uçuyordu artık.
hǣrrrǩĥ! o gece ayrı evlerde yattık ama ikimiz de rüyamızda İbranice kursuna
başladık.
hǣrrrǩĥ! düşünen şeyler şiir değildir- kesin bilgi, diye bir mesaj gelmiş
tanımadığım bir kullanıcıdan.
hǣrrrǩĥ! yalnızlık yakıyor, herkesi yakar, bunu da yaz bir kenara unutmadan.

hǣrrrǩĥ! dişleğim, çillim, gözlerin ışıl, kulakların kepçe, saçların küt,

hǣrrrǩĥ! evlen benimle, herşeyim var, gazmaskesi, deniz gözlüğü, talcid ve süt.

Evli, çocuklu, orta yaşlı bir mühendisin kusursuz yaşam döngüsüne övgü

Her sabah, yeni sözcükler bulmuş gibi anlaşılmaz bir neşeyle uyanıyor
Her sabah, bugün kesin bir şiir yazarım diyor içinden.

Evden çıkarken yeşil kuşlar görüyor rum mezarlığında,
bunu aklında tutmaya çalışıyor yazmak için.

Tutacak da, o minibüs sıkıştırmasa,
o motorlu kurye sağından dalmasa,
o gün kolayca park yeri bulmuş olsa.

Bir deniz bir gündüze dizinin içini öptürüyor- görmüyor
bir yağmur, ağaca bağlanmış bir sığır gibi
ağacın etrafında dönüyor- görmüyor
çocukları, kırlangıçları, rüzgârın, ayaklarına un torbaları
bağlanmış sessiz atlar gibi sürükediği gri bulutları- görmüyor

Her sabah, tam yazmaya başlayacakken savaş çıktı diye
giriyor odasından içeri emir eri,
yazacak bir şey bulamıyor zaten,
sevgilisi değil artık sözcükler, acımasız askerleri.

Akşam, savaşı kazanan ama askerlerini yitiren
bir generalin yorgunluğuyla dönüyor eve,
yemek, çizgi film, akraba ziyaretleri
uyuyana dek devam ediyor göreve.

Sabah kaldığı yerden başlamak üzere
evli, çocuklu, orta yaşlı bir mühendisin
kusursuz yaşam döngüsüne.

Ölüm, yıldızları gecenin kabuk tutmuş yaraları sanıyor

Ölüm, kapalı çarşı fesçiler sokağında dükkan işletiyor
Ölüm, arada ingilizce kelimeler kullanmanın çok havalı olduğunu düşünüyor,
Ölüm, bembeyaz zebraların varlığını herkesten gizlemeye çalışıyor,
Ölüm, zamanla hesabına tavla oynuyor,
Ölüm, güzelliğin tanımını bir atın kulağına fısıldıyor,
Ölüm, çok korkuyor çünkü gerçek adını bilmiyor,
Ölüm, gri gözlü, bir zamanlar mavi gözlü olduğunu hatırlamıyor,
Ölüm, kuşlarla konuşuyor, tek dostu kuşlar, onları anlamıyor,
Ölüm, yasemin bahçelerinin küçük orospusu yosadhara’yı sidharta’dan çok seviyor,
Ölüm, 5800 ödenmiş prim gününü bağkurluluğuyla birleştirip emekli olmayı düşlüyor,
Ölüm, sarı ateş böceği, dokunduğu herkesten birşeyler öğreniyor,
Ölüm, taşraya yerleşme fikrine sıcak bakmıyor,
Ölüm, cüneyt’e babanı gördüm diyor, o iyi gözlerinden öpüyor,
Ölüm, günlük tutuyor ama tarih atmıyor,
Ölüm, ölünün yakınlarına unutkanlık pelerinleri armağan ediyor
Ölüm, her akşam içmezse uyuyamıyor, tekirdağ’ı yeşil efe’den çok seviyor,
Ölüm, alışkanlıklarına çok bağlı, dişlerini tuzla fırçalıyor,
Ölüm, kredi kartı borcunu kapatmak için tüketici kredisi alıyor,
Ölüm, sevmediği bir işte çalışıyor,
Ölüm, van kalesi kartpostalları biriktiriyor,
Ölüm, yıldızları gecenin kabuk tutmuş yaraları sanıyor,
Ölüm, allaha küs, yine de uyumadan üç kulluvallah bir elham okumayı ihmal etmiyor,
Ölüm, sevdiği dizelerin altını çiziyor,
Ölüm, en çok “neden ben?” diye soranlara kızıyor,
Ölüm, artık ağlamaktan utanmıyor,
Ölüm, aramıza karışmış, bizden biri gibi geçinip gidiyor.

Elin somut eylemselliğine övgü

Başımı çıplak göğüslerine yasladığımda
burnumdan damlayan kan, karnının aklığından
kasığına doğru akıyordu. “Sözcükler,” dedim
“beni korur sanıyordum.
Artık inanmıyorum bir imgenin
insanın ensesine inen bir darbeden daha sarsıcı
olabileceğine. Sanmıştım ki, dizelerimle başlatacağım
tepkime dizisi dünyayı değiştirecek.
Ne saflık, dünyayı değiştirenler, şeylere
elleriyle dokunmaktan korkmayanlar,
hayvan ayaklı elleriyle, gece ayaklı elleriyle,
ayakkabısını bir kerede bağlayabilenler,
eğmeden keserle çivi çakabilenler,
sıkışmış konserve kapaklarını açabilenler,
ellerini bir ateş kargası gibi besleyenler,
ellerini zakkum gibi sulayanlar,
ellerini geceyle bileyenler,
elleriyle gerçekliğin karnını deşenler,
elleriyle yaşamla ödeşenler,
dünyayı değiştirenler iyi fikirleri olanlar değil,
ellerinde korkmadan yıkma gücünü tutanlar;
her yerde yeni düşünceler belirip yok oluyor,
çünkü iyi bir fikir bir hiçtir
yıkıcı bir eylemcinin eline geçene kadar.
Bir dize, aşık kemiğinden sert, incik kemiğinden ince,
bir kuşun kanat kemiği gibi içi boş ve hafif,
bir kertenkelenin kuyruk kemiği gibi eklemli,
bir kaval kemiği gibi dümdüz,
bir fil kemiği kadar ağır bir dize de olsa
mavimor karanfiller açtırabilir mi
göveren tenin tarlasında. Bak yine saçmalıyorum,
yumruğun çaktın mı morarıyor göz hepsi bu işte.
Şiir yazabileceğime yumruk atabilmek isterdim.”